Doğru Yanlış.(Sahtiyan)
Bizim tek ortak noktamız
normal olmamamız
yaptığım hataydı tamam sırtını dön ve kız
bay doğrun değil gibi gözüksem de senin neyin farksız
verilen uyaklı sözler unutulur şartsız
yirmilerindeyim hayat benim için dertsiz ve tasasız
umarsızca sen içine kapandıkça
b... sırtını yaslayacağın duvar konuş bana açıkça
açıkla katla dertleri etrafa bakma
koy yan cebine gitsin bebek unut orda
aldığım en doğru kararsın her yanlış adımımda
gün gelir anlarlar bizi gülüm bu elma tattıkça var
kalbimi kırma kal
değil bu pek masal
bahçemiz gizemli burada mübah her şey yasal
sen çamurdaki pırlanta biçilememiş değerin
avcumun içindesin sen istediğim yerdesin
bırakma ki kinleri dinsin içine sinsin
anlayamazlar henüz bizi çünkü hepsi sinsi
Bazen gerçekle düş örtüşmez
Bazen doğru yanlış nedir bilinmez
sensiz yapamam onu bilirim bu değişmez
imkansız hayallerim gerçekleşemez
Şimdi benim ol ki inan bu değil zor ki
mıknatıs gibi çeken tenim kokum aşkım belki
ben daha iyisi canım kişi daha daha iyisi
bu iki bünye bütünüyle uyum içinde sanki
hiç kimseden özür dilemeye yoktu niyetim
kaybedilirse bir çok kişi olsun bu aşkın diyeti
tamam belki biraz yeni sende gördüm kendimi
kendimde gördüm seni anne yapacak cesareti
istersen kalkıp göçeriz uzaklara kalsın kuşlar ardımızda
hissetmek için ol yanımda
ne gidebilirsin ne kalabilirsin
benim değilsin henüz ama olabilirsin
sen karşımda tek benim
karşıdan yanıma geçmeni beklerken
yardım alacağın mahkeme aklımda
vazgeçmeyecek kadar umrumda
yaktığım etikler kadar umrumda
kabul etmeyenin adı yazar şimdi suda yada kumda
Tanrı'ya dua ederken korkuyorum
ya duyarsa yanlış anlarsa
kimselere ihtiyaç da duymuyorum
eğer aşk buysa uykumu çalarsa
insanlara fazla soru sormuyorum
cevapsız arama yolundan saptırırsa
beni seven var mı artık bilmiyorum
bu yolda sevgi satılıksa
seni sevip sevmediğimi bilmiyorum
durum değişti ağlıyorum şimdi
kendi kaderimle oyun oynuyorum
edepli aşk olmaz bunu görüyorum
artık borçlarımı geri ödüyorum
biraz param var bu aralar
bazı zaman kendimi pek sevmiyorum
bu nasıl iş, ne eksik bilmiyorum
korkuyorum akşam oldu
kalbim artık çarpmaz oldu
beni bir zaman sevenler
artık hepsi evlendiler
gökyüzünde şimşek çaktı
köprüden adam atladı
kendime bir içki koydum
silah seslerini duydum
kendi içimde kayboldum
yoksa ben zayıf mı doğdum
eski resimlere baktım
sonra tek tek yırtıp attım
bugün yine cok üzüldüm
seni yine bende gördüm
kira vekti geldi çattı
benle yaşamak zorlaştı
her kapı çalanı almıyorum
iyi böyle keyfim yerinde
artık biraz daha rahat uyuyorum
dua ile yemeklerimle
seviyorum sensiz
ankara'da bir kasım akşamında
dönüyorum sensiz istanbul'a
tek kişilik koltukta
seviyorum sensiz
ankara'da bir barda tunalı'da
dönüyorum sensiz istanbul'a
ucuz havayoluyla
-BİR BANKA OTURUP BİLİNCİMİ EŞİK
OLMAYAN PARÇALARA BÖLÜYORUM-
VERESİYE SATAN (sağdan girer) : Peki ağaçlar neden çekip gitmezler o zaman?
PEŞİN SATAN (kendi kendine söyler gibi) : Çünkü hakikat gayetle ağır bir meslektir.
-PELTEK-
Gidiyorum Bu / Sayfa 40
..noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini
Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
Cahit Zarifoğlu / Ağartı
Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.
Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.
Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
Benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
İnsanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır
o ferah ve delişmen birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum
nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
(1975)
İsmet Özel
journée de la pleine lune
au sommet de la dune
a caresser de loin ton chien
t'oublies or not t'oublies
les ombres d'opalines
au rendez-vous suivant, j'attends
au fond d'une autre limousine
qui ne vaut pas plus cher
que ce bouquet de nerfs
a frôler la calanche
les étendues salines
a perte de vue on s'imagine en chine
trompe la mort et tais-toi
trois petits tours et puis s'en va
j'opère tes amygdales
labyrinthiques, que dalle
ne m'est plus rien égal
je sais je n'ai offert que des bouquets de nerfs
rubis de sade et jade, déjà je dis non
diamant, c'est éternel
des fleurs, des bouts du ciel immense
la liste des parfums capiteux
capitalistes c'est bien bien
mais olfacultatif
liste en boule, au panier
finalement j'ai offert quelques bouquets de nerfs
agendas donnez-moi
de vos dates à damner
tous les bouddhas du monde
et la guadalupe
s'il arrive qu'un anglais
vienne me visiter
dans la métempsychose
je saurai recevoir je peux lui en faire voir de la sérénité
et même lui laisser un certain goût de fer
et ce bouquet de nerfs
Makinist yarın yolcu, tren kucağımda.
Şimdi muhtemelen sarhoş ve
kırılasıca kafa bulmacalar
Biraz daha bu tarafa hayatım, biraz daha..
Yanına kalan renkler de gölgeler de senin kadar
gidenler zaten yabancılar.
Herhalükârda bacak bacak üstüne atıp
bir bankta en yakın arkadaşınla resmedip
izlemek işe yarar.
Belki üstüne bir sigara yapar
ya da kahve yakarsın.
Çünkü makinist kahveyi pek sever ve
karısı köpüklü kahveye benzer.
insanları bu yüzden de sevmiyorum ben.
bu yüzsüzlükten.
Oysa bir koala, at ya da köpek eminim bunu yapmazdı.
Insan yerine koysak mı koymasak mı?
Tanımadığın nezaket kırıldımına, kostümü temiz olana çirkin davranmaya ne gerek vardır.
Aslında vardır.
Nasıl gelirse gelsin kovmak lazım!
Ortalığı karıştırdım ve kenara geçmiş izliyorum evet!
Sokaktaki kanepeyi ardından fırlatmak ya da evdeki bankın üstünde kahveyi döküp seni yakmak!
ya da
Hakikaten girdim koluna benimle gelecekiyorsun!
'Hatırlat da Haziran'ın Sonlarında Çocukluğumu Yakalım'
Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum
Şehre inerim bir sinema yağmura çalar
Otomobil icad olunur Zarifoğlu ölür
Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-Senegalliler dahil değil.
Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
O vakit bir sufiyi tül darplarla gebertebilirsin
Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin.
-Yoksa seni rahatsız mı ettim?
Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
Ne ikna edici bir intihar biçimidir şimdi göz göze gelmek
Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak.
-Freud diye bir şey yoktur.
Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
Belki de şair olurum ve seni de aldırırım yanıma
Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-Haydi iç de çay koyayım.
'Ah Muhsin Ünlü'm'
bir kahır içim bugün
durmuyor
yolculuk
ankara
elimde hazırlanmış bavulumla
boş dururken
gardayım
gördüm her yanda
korkma bu ceset bu yüzüm ağlar kan içinde
ben sana söyledim hepten ölürüm ben
inan dönüşü yok bu hız seferi
bak bu tren devrilir, bağırır
bu raylar o sahte o kart düzene
ağladık, ağlaştık
dünyaları kopardık
farkındayız bugün
sonrası hep aydınlık
sebepsiz ve sonuçsuz denek hayatım
gördüm her yanda
korkma bu ceset bu yüzün ağlar kan içinde
(Sakin - Denek Hayatım)
bu anlaşılır yani ala ala:d
şiferli konuşmalarmı bunlar...
Hayır, anlaşılır tamam.
Biraz daha yana,, biraz daha. Çok gittin geri gel. Hah böyle iyi.
Küt pat Bam saç şekilleri.
tarihin hangi yılgın depremidir boğaziçi...
yada uzansan hangi şizofren iskele karşılar !
soluk yüzlü, yitik bi coğrafya...
hatırlat demiştin haziranın sonlarında
çocukluğunu yakalıyalım...
şimdi sen denize düşmüş
şairlerin şiirlerinden hesap soran kadın...
kıtayı gökyüzündenmi ayırırsın !
başucunda bi yenilgimidir yoksa istanbul...
Istanbul olsa olsa kazandığım bir adam
ve ayırmak şöyle dursun onu hiç bir kıtaya katamam
gökyüzünde saçlarını parçaladığımı söylemişlerdi bir zaman
korkarım
ya şairler şiirlerini benim için yazmazsa..
hatırlattı bana şair ben de benim için sana ve sana
haziran ın sonlarında ama daha var daha
ve yakalım demiştik sen hala umutlusun yakalamakta
şimdi istemediğin kadar modern ressam, istediğin kadar kaç avuç şeker.
uzanmaların eksik olmasın dilediğin kadar..
Birileri avunsun hiç olmazsa tamam.
aklımın en karanlık mahsenlerindeki bi cümbüş gibi...
aksayan kelimelerini aralıyorum aynada
yüzüm kanıyor...
içinden geçerek yürümeye başlıyorum,aç karınla içilen sigaraların, aksak cümlelerinin
ve aylaklığa övgü kederimin ağırlaşan görüntüsüyle
gencecik göğsümün orta yerinde abanıyor ışığın...
ve bi kriz anıdır tetikleyen...
kalbimin en renkli lunapark meydanındaki bir yas gibi...
kullanılmayan cümleleri alıyorum bavulundan
elime yüzüme bulaşıyor...
dışından bakmaya yeltenmekle yetiniyorum sadece, tok karna içilen ilaçların, kullanılmayan cümlelerin
ve leyla'lığa sövgü defterimin hafifleyen meşrepliğiyle
gayet kadın yanlarımın çocukluk taraflarında kamaşıyor gözlerin
ve bir huzur anıdır bittiğini belirleyen..
Bazen çok terliyorum, bazen ise kan
Yahya Kemal Madrid'teyken -yeni öğrendim-
Maalesef seni çok özlüyorum ben.
(Inanmazsın; sana,
ben de inanmıyorum zaten)